Bugünün karmaşık hukuk düzeninde, arınma tasfiyeleriyle şekillenen düzenlemeler toplumun temel yapısını zorluyor. Adalet terazisi, vatanın bekası bahanesiyle sunulan karanlık senaryolar karşısında dengesini kaybederken, sessiz çoğunluğun derin endişeleri görmezden geliniyor. Siyasi çıkar çatışmalarının gölgesinde kalan mahkumların feryadı, vicdanlarda yaralar açarak toplumsal sözleşmenin temellerini sarsacak büyük sarsıntının işaretini veriyor.
İçi boşaltılmış kavramlarla yürütülen algı yönetimi, kaotik ihanetlerin normalleşmesine zemin hazırlıyor. Milli hafıza, şehitlerin kanıyla yazılmış destanları korumaya çalışırken, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıkların yarattığı belirsizlik, geleceğe dair umutları tüketiyor. Olası savrulma, devletin kendi vatandaşına karşı geliştirdiği yabancılaşma refleksiyle birleşince, sokaktan yükselen sesler değil, dışarıdan yönlendirilen ajandalar belirleyici oluyor.
Hukukun Karanlık Dehlizleri
Anayasanın eşitlik ilkesi, sürekli delik deşik edilerek yalnızca belirli çevrelerin faydalandığı ayrıcalıklı duruma dönüşürken hak arayışındaki kitlelerin, Covid yasası mağdurlarının ya da KHK çıkmazındakilerin sesleri, terörün gölgesinde kalan yapay gündemlerle bastırılıyor. Sessizliğin giderek derinleşip, hukukun üstünlüğü yerini üstünlerin hukukuna bırakırken, adalete olan inancın enkazı altında kalan koskoca milletin geleceği hararetle tartışılıyor.
“Toplumsal barış” iddiasıyla başlayan süreç, gerçekte keskin kutuplaşmaların ve derin ayrışmaların tohumlarını ekiyor. Arkasındaki ekonomik vaatler veya küresel baskılar, bağımsız yargı idealini sadece kitaplarda kalan romantik ifadeye indiriyor. Belki de adaletsizlik sarmalı, zamanla kendi karşıtını doğurarak toplumu geri dönüşü olmayan sosyolojik türbülansın merkezine hızla fırlatacak ve derin boşlukta savuracak.
Milli Vicdanın Yarası
Şehit ailelerinin acısı üzerinden yapılan siyasi manevralar, toplumsal hafızada silinmesi imkânsız kara lekeler bırakıyor. Gazilerin yaralı ruhlarına dokunmayan, onları sistemin dışına iten her adım, vatan savunmasındaki motivasyonu yavaş yavaş yok ediyor. Vicdanın sesini susturmaya yönelik hamleler, kısa vadede koltukları korusa da uzun vadede toplumun direncini kırarak asıl beka sorununu ortaya çıkarıyor.
Terörü yok etmek yerine onu toplumsal merkeze taşımak, milli kimlikte geri dönüşü olmayan yaralar açıyor. Spekülatif söylemlerin ötesinde, gerçeklik algısının bozulması halkın devlete olan bağlılığını tamamen koparabilecek tehlikeli oyunda atılan her adım, daha büyük kayıpların habercisiyken, adaletin yok edildiği her an toplumu karanlık sona biraz daha yaklaştırıyor.
Geleceğin Karanlık Gölgesi
Türkiye’nin geleceği, adaletsizliğin gölgesinde her türlü çıkarın esiri olmuşken, Anadolu’da ve özellikle güneydoğuda endişeli bekleyiş devam ediyor; hukuk güvenliği ise yerini karmaşık belirsizliğe bırakmış durumda. Devletin adil duruşunu kaybetmesi, toplumu dış etkilere açık, savunmasız ve parçalanmaya yatkın hâle getiriyor.
Geçmişin yaralarıyla geleceğin karanlığı arasında sıkışan halkın, ağır yük altında tamamen ezileceği sona ulaşmamasını diliyoruz.
SADİ ÖZGÜL
