İnsanlık tarihi, kendi gölgesini dev aynasında görüp dünyaya sığdıramayan narsistlerin hikâyeleriyle doludur. Bugün, toplumların üzerine bir kâbus gibi çöken, kendisini makamın ezeli sahibi ve halkın “tek kaderi” sanan o ucube zihniyeti teşrih masasına yatırma vaktidir. Zira kendisini “bulunmaz Hint kumaşı” zannedenlerin bu deyimi kullanırken kaçırdığı, kanla yazılmış bir sömürge faciası vardır.
Bir Sömürge Vahşeti: “Bulunmaz” Kılınan Eller
1700’lerin Hindistan’ında İngiliz emperyalizmi, yerli el dokumacılığını yok edip kendi fabrika mallarına pazar açmak için tarihin en vahşi toplum mühendisliğine imza attı: Hintli dokumacı ustaların başparmaklarını kestiler. Hint kumaşı “nadir” olduğu için değil, onu dokuyacak mahir eller kasten “budandığı” için bulunmaz hale geldi.
Bugün de her narsist yönetimde benzer bir “parmak kesme” ayiniyle karşı karşıyayız. Genç beyinlerin, liyakatli zihinlerin ve özgür ruhların kolu kanadı kırılıyor ki; meydan sadece o narsist, o “tuz yumurtlatan” kadrolara kalsın. Onlar vazgeçilmez oldukları için değil, alternatifleri yok ettikleri için oradalar. Bu, kalitenin değil, zulmün ve kurnazlığın bir “eşsizlik” tiyatrosudur.
“Denizdeki Tek Balık” ve Zamanın Ruhu
Vazgeçilmezlik narsisizmiyle malul olanlar için 1992 yılında yaşanan o meşhur diyalog, tokat gibi bir ibret vesikasıdır. Süleyman Demirel üzerinden yürüyen bir tartışmada Amerikalı akademisyen şunu sorar:
“Biz aynı süreçte 9 Başkan değiştirdik, 9 ayrı vizyonun beyninden faydalandık. Sizin lideriniz denizde bulunmayan nadir bir balık türü mü, yoksa bulunmaz Hint kumaşı mı? Zamanın ruhu değişirken zihinleri sabit kalanlar, bir süre sonra yönettikleri toplumu kendi körlüklerine mahkûm ederler.”
Tarih göstermiştir ki; bir yapıda kan değişimi durduğunda, tecrübe “yönetim körlüğüne”, istikrar ise “idari bitkisel hayata” dönüşür. Farklı beyinlerin enerjisinden mahrum kalan bir millet, sadece geçmişin tortularını “gelecek” diye yutmaya mahkûm edilir.
Charles de Gaulle’ün Sessiz Uyarısı
Narsistlerin en büyük korkusu, unutulmaktır. Oysa Fransız devlet adamı Charles de Gaulle, bu kibri yerle bir eden o meşhur cümlesini bir vasiyet gibi tarihe kazımıştır:
“Mezarlıklar, vazgeçilmez olduğunu düşünen insanlarla doludur.”
Mezarlıkları dolaştığınızda göreceğiniz tek gerçek şudur: Hiçbir iş tamamlanmamıştır. Hepsi “bensiz olmaz” diyen ellerin yarım bıraktığı projelerle doludur. Dünya dönmeye devam etmiş, ancak o narsistlerin yerini toprak ve sessizlik almıştır. İnsanoğlu bu dünyada sadece bir yolcudur; vakti geldiğinde bayrağı teslim etmemek, tabiata karşı işlenmiş bir kibir suçudur.
NARSİSİZME KARŞI “FELSEFİ PANZEHİR” LİSTESİ
Metnimizde narsizmi egolaştıranlara karşı şu mübarek ayın birinci gününde aşağıdaki klişeleşmiş ifadeleri eklemeden geçemedim:
Narsist sistemlerin ve bireylerin zehrine karşı kadim düşünce dünyasından süzülmüş panzehirler şunlardır:
Memento Mori (Öleceğini Hatırla): Stoacıların bu altın kuralı, narsistin en büyük düşmanıdır. “Vazgeçilmezim” diyen narsiste karşı, her nefesin bir sonu olduğunu hatırlamak, kibri un ufak eden en büyük darbedir.
Liyakatli Liderlik vs. Narsist Hakimiyet: Gerçek lider, arkasında kendine ihtiyaç duymayacak halefler bırakandır. Narsist ise arkasında sadece enkaz bırakır ki “yokluğu” hissedilsin. Panzehir: Kendi yokluğunu planlayan bilgeyi yüceltmektir.
Mizahın Yıkıcı Gücü: Narsistler ciddiye alınmakla beslenir. Onların o şişkin egolarına batırılacak en zarif iğne mizahtır. Gülüşün başladığı yerde, narsistin korku krallığı çöker.
Epiktetos’un Aynası: “Hiç kimse bir başkasının hayatını daha iyi kılmak için ‘vazgeçilmez’ değildir; sadece kendi karakterini korumakla yükümlüdür.” Başkasının kurtarıcısı olduğunu iddia eden, aslında onun efendisi olmaya çalışıyordur.
Kolektif Bilinç: “Ben” diyen narsiste karşı “Biz” diyen liyakatli bir topluluk, en büyük panzehirdir. Zira hiçbir zekâ, binlerce beynin ortak aklından daha üstün olamaz.
