Ana SayfaHaşim YanarABD-İSRAİL İRAN SAVAŞI ve TÜRKİYE

ABD-İSRAİL İRAN SAVAŞI ve TÜRKİYE

Ortadoğu çok tehlikeli bir dönemece daha girmiş durumda. İran ile ABD-İsrail ekseni arasında tırmanan gerilim, yalnızca iki ülkeyi değil bütün bölgeyi etkileyebilecek bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıyor.

Bu ortamda Türkiye’nin son derece dikkatli ve stratejik hareket etmesi gerekiyor.

İran tarafından atıldığı belirtilen bir füzenin Türk hava sahasında NATO unsurları tarafından etkisiz hâle getirildiği ifade edildi.

Bu tür olaylar teknik bir askeri gelişme gibi görünse de siyasi sonuçları bakımından son derece hassastır.

Çünkü savaş dönemlerinde provokasyonlar, yanlış yönlendirmeler ve manipülatif senaryolar sıkça devreye sokulur.

Bir füze, bir radar görüntüsü ya da bir sınır ihlali, ülkeleri istemedikleri bir çatışmanın içine çekebilecek araçlara dönüşebilir.

Bugün ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü hava saldırıları İran’ı dizayn etmeye yetmemistir.

Şimdi yeni plan peşinde olan ABD&İsrail kara harekâtı yapmadan istedikleri sonuca ulaşmalarının mümkün olmadığını anlamıştır. Bu nedenle uzun yıllardır bu günler için besledikleri bölgedeki bazı terör (PJAK ve türevleri gibi) grupları üzerinden bir kara harekâtı planlama peşine düşmüşlerdir.

Ancak tarih bize şunu göstermiştir: emperyalist güçler bölgesel aktörleri çıkarları için kullanır, sonra da onları kaderleriyle baş başa bırakır. Böyle bir macera bölgedeki halklar için büyük bir felaket olur.

Daha tehlikeli olan ihtimal ise Türkiye’nin bu savaşın içine çekilmek istenmesidir.

Oysa Türkiye açısından bakıldığında bu savaşın ne stratejik ne de siyasi bir kazancı vardır. Türkiye ile İran’ın doğrudan karşı karşıya gelmesi her iki ülke için de yıkıcı sonuçlar doğurur; bundan kazanç sağlayacak olan ise sadece bölge dışı güçler olur.

Bu noktada Türkiye’nin bugüne kadar izlediği temkinli ve dengeli tutum son derece önemlidir.

Ankara’nın gerilimi büyütmeyen, provokasyonlara kapılmayan ve bölgesel istikrarı önceleyen yaklaşımı doğru bir çizgidir.

Mevcut politikanın sürdürülmesi ve gelişmelerin aynı soğukkanlılıkla takip edilmesi Türkiye’nin çıkarları açısından en rasyonel yoldur.

Unutulmamalıdır ki İran, köklü devlet geleneğine sahip bir ülkedir ve dış saldırı karşısında toplumun hızla millî bir refleks etrafında kenetlendiği görülmektedir.

Bu nedenle dış müdahaleyle İran’ı kısa sürede zayıflatma hesaplarının gerçekçi olmadığı giderek ortaya çıkmaktadır.

Türkiye açısından meseleye daha geniş bir çerçeveden bakmak gerekir.

Bölgedeki mezhepsel yayılmacı planlarının doğurduğu risk ve rahatsızlık (ihtiyatlı olunmalıdır) bir tarafa, bizim açımızdan bu savaşın kazananı ABD&İSRAİL, kaybedeni İRAN olsun demek insanî ve islamî değildir.

İran, bölgede tam da İsrail’in istediği mezhepsel fay hatlarını tetikleyecek saldırı ve söylemlerden kesinlikle kaçınmalıdır. Şu ana kadar “dikkatli bir çerçevede” Katar, BAE ve diğer ülkelerdeki ABD üslerini hedef almış olmak dışında, bölgesel gerilimi tırmandıracak ve anlaşılabilirliği olmayan hiçbir adım atmamalıdır.

Tahran yönetimi, hem eylem, hem de söylem düzeyinde son derece ihtiyatlı, dikkatli ve bölgesel dengeleri gözeten bir strateji izlemek zorundadır. Nitekim İSRAİL’in istediği de bundan sonraki süreçte bölgede mezhepsel ve etnik fay hatlarını harekete geçirmek, savaşı bu eksende sürdürerek Ortadoğu’yu yönetilmesi dahada zorlaşacak olan bir istikrarsızlığın anaforuna itmektir.

İran’ın toprak bütünlüğünü zayıflatacak her gelişme, uzun vadede Türkiye’nin güvenliğini de etkileyecek sonuçlar doğurabilir.

Sonuç olarak Türkiye’nin yapması gereken şey, bu savaşın tarafı olmak değil; akılcı diplomasiyle bölgesel dengeyi korumaktır.

Provokasyonlara kapılmadan, mevcut temkinli politikayı sürdürmek bugün için en doğru stratejidir.

Haşim YANAR/ASTEM 06.03.2026

FAALİYETLER

DİĞER HABERLER