YPG/SDG’nin Feshinin Ardındaki Hikâye: Enerji Koridoru, Demografik Mühendislik ve Algı Yönetimi
YPG/SDG tabelasının Şam merkezli yeni devlete katılması, her ne kadar sahada barış söylemiyle sunulsa da aslında Doğu Akdeniz enerji hattının hukuki ve ticari güvenliğini sağlamaya yönelik adımdır. Sınır ötesindeki tasfiyenin, Ankara’daki “Terörsüz Türkiye” söylemiyle aynı takvime denk getirilmesi ise meselenin askeri değil, stratejik ve ekonomik bakış açısıyla yönetildiğini göstermektedir.
Tabelanın İndirilmesi Ne Anlama Geliyor?
Milletimizin birlik ve beraberliği, üniter yapımızın korunması ve milli egemenliğimiz açısından, YPG/SDG varlığının bir gecede feshedilip Şam hukukuna dahil edilmesi, barış hikâyesinden çok sahadaki parçalı otoritenin kaldırılarak merkezi hukuki düzene geçiş adımı olarak değerlendirilmeli.
Aralık 2025’te GKRY, Yunanistan ve İsrail’in kurduğu enerji konsorsiyumunun Akdeniz hattının sorunsuz işlemesi için karadaki silahlı ve dağınık yapıların ortadan kaldırılması teknik gereklilik haline gelirken, sınırdaki askeri varlığın “hukuki entegrasyon” adıyla azaltılması, kuyulardan limanlara uzanan petrol akışının güvence altına alınması anlamına geliyor.
Süreç, Ankara’da öne çıkan “Terörsüz Türkiye” söyleminden ayrı düşünülemez. Sınır ötesi operasyonlar ile içerideki söylemler aynı takvime göre uyumlu hale getirildi. Kamuoyuna silah bırakma ve barış olarak sunulan tablo, aslında çok uluslu şirketlerin enerji sevkiyat hattını güvence altına alma hamlesidir. Askeri risk ortadan kaldırılırken ticari hesaplar bilinçli olarak geri planda tutuldu.
Konsorsiyumun Tekniği: Parçalı Otoriteden Merkezi Denetime
Petrolün karadan denize sorunsuz taşınması için dağınık silahlı gruplar yerine merkezi ve yasal düzenin kurulması gerekiyor. Bu nedenle fesih kararı “teknik entegrasyon” adıyla sunulmuş. Kuyuların işletilmesi, boru hatlarının korunması ve limanlara kesintisiz akış, ancak devlet mekanizmasına entegre güvenlik sistemiyle sağlanabilir.
Konsorsiyumun Akdeniz hattı, sahadaki otorite parçalı kaldıkça ticari verimliliğe ulaşamayacak. Bu yüzden askeri varlık azaltılırken ekonomik kontrol hızla merkezileştiriliyor. Koordinasyonun ABD merkezli anlayışla yürütüldüğü, projede Tom Barrack’ın perde arkasında temsilci olarak öne çıktığı görülüyor.
Planın en kritik noktası ise sınır bölgelerinde uygulanan nüfus mühendisliği. Etnik ve dini unsurların sahaya sürülerek demografik yapının değiştirilmesiyle koridor güvenliğini sağlama çabası, askeri ve toplumsal dokuyu zedelerken kalıcı istikrarsızlık riski yaratıyor ve toplumsal barış ile kardeşlik açısından dikkatle izlenmesi gereken tablo ortaya koyuyor.
Kimliksizlikten Vatandaşlığa: Hukukun Üstünlüğü ve Sivil Zemin Arayışı
Fesih sonrası en önemli konulardan biri, uzun süre kimliksiz bırakılmış Kürt nüfusun Suriye vatandaşlığına dahil edilmesi ve anayasal eşitlik için özerklik ya da ayrışma taleplerinden vazgeçilip Şam hukukuna uyum arayışı, silahlı dönemin kapanıp hak mücadelesinin sivil ve hukuki zemine taşınması demektir.
Devlet kurumlarında görev alabilmek ve yasa önünde eşit olmak, yeni toplumsal düzenin inşasında kritik adımdır. Sahada silahın yerini hukuki güvencelerin alacağı beklentisi, tarihimizde de görüldüğü gibi, kalıcı barışın ancak hukukun üstünlüğü ile sağlanabileceğini gösterirken, hukuki kazanımın dış aktörlerin enerji koridorlarını güvence altına alma stratejisinin yan ürünü olarak sunulması, konunun samimiyetini sorgulatıyor elbette.
Algı Perdesi: Barış Söylemi ve Enerji Paylaşımının Görünmez Kılınması
Türkiye’de öne çıkan söylemler, sınır ötesindeki enerji paylaşımını gizleyen algı yönetimi işlevi görüyor. Silahlı grupların tasfiyesiyle eş zamanlı olarak, İmralı merkezli odağın sürece dahil edilip meşrulaştırılması, tek hamlede iki siyasi kazanım hedeflenmesine dayanıyor.
Barış ve güvenlik vaatleri öne çıkarılırken, perde arkasında Akdeniz sevkiyatının hukuki ve ticari sahipliğini konsorsiyum lehine güçlendirmek için kamuoyunun dikkati başka yöne çekiliyor.
Aklın köleleştirildiği yerde vesayetin arttığını bilen bakış açısıyla, algı perdesini kaldırmak ve toplumun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak, bilinçli bireylerin temel sorumluluğudur.
Sonuç ve Nihai Bilanço: Milli Egemenlik ve Sınır Güvenliği Esastır
Sınırdaki tabelanın indirilmesiyle başlayıp Akdeniz hattına uzanan süreç, iç politikadaki söylemlerin dışarıdaki enerji pazarlıklarından bağımsız olmadığını gösteriyor. Kalıcı ve gerçek istikrar, dış aktörlerin ticari çıkarlarına alan açmakla değil; sınır güvenliğini ve milli egemenliği tavizsiz korumakla sağlanır.
Devlet aklı, milletin hakemliğini ve hukukun üstünlüğünü merkeze almalı. Aksi takdirde, barış söylemiyle sunulan her entegrasyon enerji koridorlarının emniyet supabı gibi çalışarak Türkiye’ye sürekli ekonomik yük bindirecek ve uzun vadede telafisi zor kırılmalara yol açacaktır.
Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne ve milli birlik beraberliğimize kasteden her türlü kaos ve algı yönetimine karşı uyanık olmak temel sorumluluğumuzdur.
SADİ ÖZGÜL
