Ana SayfaSadi ÖzgülTERÖRSÜZ TÜRKİYE NEDİR… NE DEĞİLDİR (3)

TERÖRSÜZ TÜRKİYE NEDİR… NE DEĞİLDİR (3)

Kelimelerin Siyaseti ve Seçim ve Terör Kumpası Kıskacı

Demokrasi kılıfıyla sunulan “Terörsüz Türkiye” söylemi, aslında seçim sandıklarını kilitleyen tuzak mı?

Kavramların İstilası ve Siyasi Maskelerin Ardındaki…

“Terörsüz Türkiye” söylemiyle örtülen siyasi süreç, devletin yönetim mekanizmalarının ve üniter anayasal yapısının bir anda değil, planlı adımlarla dönüştüğünü gösteriyor. İktidarın gücüyle kelimelerin kolayca eğilip büküldüğü, daha dün sert ifadelerle suçlanan İmralı sakininin bugün barış ortağı gibi sunulduğu yapay düzende, toplumsal rıza rasyonel değerlendirmeler yerine masalsı anlatılarla inşa edilerek toplumun direnci zayıflatılıyor.

Sürecin ikinci resmi dil ile başlayan riskli ilk aşaması adım adım yasallaşmaya taşınmış, 7595 sayılı Çerçeve Yasa’nın meclisten hızla geçmesiyle somut kurallara bağlanmış durumda. Getirisi ve götürüsü kamuoyundan gizlenen düzenleme, anayasal bütünlüğü esneterek idari yapıyı üniter sistemden uzaklaştırıyor; yerel yönetimlerin özerkleşmesiyle de iki halklı cumhuriyet modelinin kapısını aralayarak ülkenin bölünmesine zemin hazırlıyor.

Sözden Yasaya Kurulan Sistematik Kuşatma

Türkiye’nin önde gelen hukukçularının belirttiği gibi, yürürlüğe giren Çerçeve Yasa anayasal düzene aykırı ağır maddeler barındırıyor. İmralı’da ağırlaştırılmış müebbet cezası çeken terörist başına resmi görevliymiş gibi “Silahsızlanma Alt Kurulu Başkanı” sıfatıyla muhatap yapılması planı, devletin hukuk ciddiyetini zedelerken terör örgütünün siyasal meşruiyet kazanma endişesini artırıyor ve kamuoyunda derin güvensizlik yaratıyor.

Tavizlerin hukuki boyutu sadece İmralı ile sınırlı kalmayıp, örgütün dağ kadrolarının şehir merkezlerine taşınarak yasal görünümlü “Yeni PKK” yapılanmaları oluşturma riskini barındırıyor. Kesinleşmiş mahkumiyeti olmayan kişilerin TBMM çatısı altında yasama faaliyetlerine doğrudan katılması fikri ise, üniter yapıyı içeriden sarsarak ülkeyi bölünme senaryolarının meşru idari merkezine geri dönülmez şekilde dönüştürme ve ulusal bütünlüğü ciddi biçimde zedeleme tehlikesi taşıyor.

Sandıksız Zafer Arayışı ve Tasfiye Kıskacı

İkinci resmi dil tartışmasıyla başlayan ve yasalarla genişleyen kuşatma planının kurumsal ayağı, iktidar ortaklarının sandıktan kaçma hamlesi olan yeni seçim sistemi tasarımıyla tamamlanmak isteniyor. İktidar ittifakının yeni seçim sistemi çıkışı, yargı sopasıyla şekillenen atmosferde %51’e ulaşamayan mevcut ittifakı, sandık kurulmadan doğrudan galip ilan edecek tehlikeli ve kurumsal kumpas olarak hızla karşımıza çıkma riski taşıyor.

Gerçek demokrasi varmış gibi sunulan hileli ortam, en güçlü muhalif adayların asılsız suçlamalar ve yargı yoluyla tasfiye edilmesiyle zayıflatılıyor. İktidarın “Terörsüz Türkiye” adımlarını ve İmralı’daki terörist başını rasyonel biçimde eleştiren vatanseverler ise anında “barış karşıtı” yaftasıyla hain ilan edilip susturuluyor; böylece toplumsal direnç ve sivil muhalefet tamamen felç edilerek demokratik geleceğimiz pervasızca derin sessizliğe terk ediliyor.

Bölgesel Tavizler ve Yükselen Üniter Tepki

Teslimiyetçi politikalara karşı artan farkındalık, sahada kendiliğinden ve güçlü üniter direniş cephesi oluşturuyor. “Terörsüz Türkiye” için teröristle masaya oturulmaz, mücadele edilir anlayışını benimseyen duruş; Kürt vatandaşların İmralı vesayetine bırakılmasına karşı çıkarak ortak anayasal vatandaşlığı ve kurucu milli kimliği kararlı, tavizsiz vatanseverlikle yeniden canlandırıyor ve teslimiyetçi siyasete karşı sağlam set çekiyor.

DEM’li Tülay Hatimoğulları’nın “dört parça Kürdistan” sözlerini açıkça dile getirmesi, mecliste Çerçeve Yasa tasarısına onay veren 467 milletvekilinin nasıl büyük tarihi hataya imza attığını ortaya koyuyor. Geçmişteki “çözüm” süreçlerinin ülkeyi nereye sürüklediğini unutmayan toplumsal hafıza, “Yine aldatılıyorsunuz” eleştirileriyle siyasetçilerin oyununu ifşa ediyor ve üniter devleti savunan direniş hattını demokratik zeminde kararlılıkla korumaya niyetli.

Geleceğin Karanlık Labirenti ve Sessiz Kabulleniş

Yasal eyaletleşme planını ve kurumsal entrikaları hukuki yollarla durdurmak, ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmanın son tarihi 19 Ekim 2026’dır. Ancak muhalefetin sergilediği kronik kararsızlık ve umursamaz sessizlik, BOP kapsamındaki bölünme adımlarını kolaylaştırırken, milli birliğe duyarlı vatanseverlerin zihninde geri dönüşü olmayan büyük, karanlık kaygılar ve bitmeyecek şüpheler hızla kök salmaktadır.

Devam edecek…

SADİ ÖZGÜL

FAALİYETLER

DİĞER HABERLER