Yasal Eyaletleşme Tehdidi ve Sokakta Yaşananlar
Anayasal bütünlük çerçeve yasanın gölgesinde zayıflarken, sokaklarda yaşananlar devletin egemenlik haklarına meydan mı okuyor?
Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan süreç, hukuki ve toplumsal düzlemde ciddi kırılmalar üretmektedir. 7595 sayılı Çerçeve Yasa ile birlikte üniter devlet yapısının temel dayanaklarında oluşan esneklik, yalnızca hukuki tartışma olmaktan çıkarak sahadaki fiili gelişmelerle birleşmektedir.
Kamuoyunda yeterince tartışılmadan yürürlüğe giren düzenleme, idari yapıyı üniter çizgiden uzaklaştırarak eyaletleşme tartışmalarına zemin hazırlamaktadır. Hukukçuların dile getirdiği anayasal uyarılar, söz konusu yasanın devletin egemenlik hakları ve bölünmez bütünlüğü açısından onarılması güç sonuçlar doğurabileceğine işaret etmektedir.
Bu hukuki zemin, Doğu ve Batı illerinde eş zamanlı olarak görülen eylemlerle birlikte değerlendirildiğinde, meselenin Ankara koridorlarını aşarak toplumsal barış ve devlet ciddiyeti açısından kaygı verici boyuta ulaştığı görülmektedir. Yasanın iptali ve üniter yapının korunması için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru imkânının 19 Ekim 2026 tarihinde sona erecek olması, önümüzdeki süreci daha da kritik hale getirmektedir.
Masada Özerklik Provası, Sokakta Başkaldırı
Yeni yasal çerçeve kapsamında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış terör örgütü elebaşına “Silahsızlanma Alt Kurulu Başkanı” unvanıyla kamusal görev verilmesi yönündeki plan, üniter hukuk ilkeleriyle açık çelişki oluşturacak adım, terör odaklarına fiili ortaklık imtiyazı sunma riski taşımaktadır.
İmralı’ya tanınması öngörülen ayrıcalıklar ile güneydoğudaki yerel yönetimlerin özerkleşme eğilimi birlikte okunduğunda, fiilen bölünmüş, iki halklı cumhuriyet modelinin tehlikeli biçimde gündeme taşındığı görülmektedir. Diyarbakır ve Van’da kamu binalarına asılan örgüt afişleri, idari gevşemenin egemenlik zaafına dönüşme ihtimalini somutlaştırmaktadır.
Etkisiz hale getirilen terör örgütü mensuplarının fotoğraflarının “şehit” ibaresiyle provoke edici biçimde sergilenmesi, doğrudan devlete meydan okuma anlamı taşımaktadır. Yasayla meşrulaştırılan idari gevşeme, sokakları yasa dışı propaganda ile kuşatmaya çalışan provokatörlere cesaret vermektedir.
Dağ Kadrolarının Şehir Meşruiyeti ve Kolluk Güçlerinin Sınavı
Yasal düzenlemeler, terör örgütünün dağ kadrolarının şehir alanına taşınarak yasal görünümlü yeni sivil yapılanmanın önünü açma tehlikesini barındırmaktadır. Kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunmayan örgüt üyelerinin yapıya dahil olarak seçimlere girmesi ve TBMM çatısı altında yasama faaliyetlerine katılması, anayasal düzende ciddi boşluklar yaratacaktır.
Parlamentoda grup kurmaları halinde, kadroların ülkeyi kökten bölünme senaryolarına meşruiyet kazandıracak idari merkeze dönüştürme riski bulunmaktadır.
Dağ kadrolarına tanınması muhtemel anayasal dokunulmazlık ve meşruiyet alanı, sokakta afiş asan militanlara yönelik sessizlikle örtüşmektedir. Kolluk kuvvetlerinin kamu alanlarının yasa dışı sembollerle kirletilmesine karşı etkisiz kalması, vatansever kamuoyunun adalet duygusunu zedelemekte, yasayla verilen imtiyazlar ve sokaktaki kontrolsüz başkaldırı karşısında devletin caydırıcı gücünü zayıflatarak egemenlik haklarını ve anayasal düzeni sarsmaktadır.
19 Ekim Sonrası Türkiye’yi Bekleyen Bilinmezlik ve Bölünme Riski
Türkiye’yi eyalet sistemine götürebilecek nitelikteki 7595 sayılı yasanın hukuken durdurulması ve iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru süresi 19 Ekim 2026’da kesin olarak sona ermektedir. Üniter yapının ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün korunması adına muhalefetin tarihi kaçırmadan, vakit kaybetmeksizin yüksek mahkemeye başvurması hayati önem taşımaktadır.
Eğer sessizlik sürer ve beklenen başvuru gerçekleşmezse, anayasal eyaletleşme planlarının ülkeyi parçalanma noktasına sürükleme riski bulunmaktadır. Devletin temel unsurlarını ve bütünlüğünü koruyacak anayasal direniş zamanında harekete geçmezse, bugün sokaklarda görülen afişler, gelecekte yaşanabilecek çok daha büyük kaosun habercisi olacaktır.
Muhalefetin kararsız ve etkisiz tutumu toplumsal endişeleri derinleştirirken, iktidarın eyaletleşme yönündeki adımlarını kolaylaştırmaktadır. Hukukun üstünlüğü ve üniter devlet ilkelerinin sessizce göz ardı edildiği süreç, milli birlik ve beraberliğe duyarlı her kesim için derin endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.
SADİ ÖZGÜL
